Senai Demirci

Kafka'nın işaret ettiği tevafuk tam da "kul" tarifini fısıldıyor: "Sein" sözcüğü Almancada iki anlama gelir: "Var olmak" ve "Onun olmak." "O'nun olmak"tan başka bir "var olma" seçeneği var mı ki! 

Yazılarım ( 387 )
00.00.0000
Yazı boyutu
A A A
Zamaneler için laiklik vaazları-1

Sevgili zamaneler, En başından söylüyorum. Bilin ki lâikler ikiye ayrılır: Özde laikler ve sözde laikler. Özde lâikler değerden bağımsız ve kutsala ilgisizdirler. Bir şey(ler)i kutsayanların yanında yer almazlar. Kutsanan şeyi kutsama ihtiyacı duymazlar. Bir şeylerin kutsanmasına ses çıkarmazlar; kutsayanları ayıplamazlar. Bilirler ki kutsananın kutsanmasına düşman olmak da bir tür karşıt-kutsama eylemidir. Kutsayanların varlığını ve çoğalmasını tehdit olarak görmek bir laikin kendi varlığına değer atfetmesi demeye gelir. Kutsama eylemine karşı olmakla, o kutsamayı ciddiye aldığını gösterir ki, bu hâl, laikin kutsala ilgisizliğini açıkça ihlaldir. Kutsayanların varlığından kaygılanıp ürkmek de yeni bir değer alanı içine sokar acemi ve saf bir laiki. Böylece, haşa huzurdan, lâikin de bir “dokunulmaz”ı olduğuna inandırıverir sizi. İşte bu sözde laikliktir. Hele de bazı safdil ve sığ lâiklerin,“Eyvah, lâiklik elden gidiyor” deyip deyip yolları arşınlamaları, kardeşce kol kola verip, meydanları kutsal bir cihadın erleri gibi doldurup, nefesleri kesilircesine “Türkiye lâiktir, lâik kalacaktır!” diye inleye inleye bayraklar sallamaları, mukaddeslerini kaybetme telaşıyla koşuşturan dindarlarla aynı kareye koyar onları. O kareye uzaktan bir bakıp bir an zannedersiniz ki onlar lâik değiller, sanki kopkoyu dindarlar-Allah korusun! Yanlışlıkla, “Din elden gidiyor!” diye ağlaşanlarla aynı kefeye koyabilirsin “Lâiklik elden gidiyor!” diye bağıranları. Oysa ki, değer-tanımazlık demektir lâiklik. Kutsayıcıların kutsadığına alternatif kutsallar ve kutsayıcılar üretmek akıllarının ucundan bile geçmez. Ülkemizde, lâikliğin dindarlıkla karıştırıldığı acı bir gerçektir. Misal, içinizden bazı gafiller saçını göstermemeyi, hem de tek telini bile namahremin gözüne değdirmemeyi kutsamış olabilir. Özde laikler saçınızın görünmesiyle de görünmemesiyle de ilgilenmez. Sözde bazı lâiklerin bir takım “kamusal” alanlarda ille de başınızı açmaya sizi zorlamaları, hatta orijinal saçınızın sahte ve yabancı saçlı peruğunuzun altından tel tel dökülmesini ve rüzgârda dans etmesini bir tür dinî vecibe harâretiyle arzulamaları, saçınızı saklıyorsunuz diye size acınası ve canı acıtılası bir günahkâr gibi davranmaları sizi onların da bir “din”i, bir takım “farzlar”ı, “helal ve haram”ları olduğuna inandırabilir, sadece “inanan”ların girebildiği “kutsal” alanları olduğunu düşündürebilir. Zinhar, böyle fesat düşüncelerin aklınızda kökleşmesine izin vermeyin. Ayıptır. Günahtır. Fesat düşüncelerin temizliğine girişmişken, dilinizin ucuna bile gelmemesini istediğim bir tanesi daha var. En sinsisi de budur. Durup dururken çörekleniverir içinize. Vesvese işte! Arı gibi sürekli vızıldar durur başının üstünde. İçimde yıllardır kaynar sular gibi fokurdar da bir türlü susturamam bu amansız vesveseyi. Hadi söyleyeyim: “Değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” diye tanımlanan şeylerin doğmatik olduğuna inanasım, hatta söyleyesim gelir. İtiraf ediyorum, bu vesvesenin benliğimi tümüyla kuşattığı, aklımı başımdan aldığı, sağduyumu kaybettirdiği de olmuştur. Af buyurun; “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” sözünü “kutsal” bir söz diye bildiğim-“hadis-i şerif” deniyor- “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz” sözüyle karşılaştırıp da laikliği daha dindar ve kutsal sandığım talihsiz akıl sürçmelerim olmuştur. Böylesi zamanlarda şöyle düşünmekten kendimi alamamışımdır: Özde bir laikin ciddiye almayacağı Tanrı bile “nasılsanız öyle yönetilirsiniz” diyor. Yani “nasıl olursanız olun böyle yönetilirsiniz” demiyor. Yani yönetilenlerle yönetme kuralları arasına esneklik koyuyor. Tanrısal yönetme kurallarına bir kutsallık vermiyor; bir değişmezlik, değiştirilmesi bile teklif edilemezlik yapıştırmıyor. Kendimi kaybedip bu kutsal söze bakıp “laiklik dediğin işte böyle olur!” diyesim geliyor ya; tövbe, tövbe! Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez, değiştirilmesinin teklif edilemezliğini bile değiştirmeyi teklif etmeye kalkan dillerin hemen kesildiği bir ilke sizde de koyu türbe yeşili renginde bir kutsallık çağrıştırıyorsa, kendinizden utanın ve tövbe edin.
| Daha

Bu yazı 5995 defa görüntülenmiştir.
Yorumlar ( 0 )
Anasayfa | Biyografi | Yazılarım | Kitaplarım | İletişim
Her hakkı mahfuzdur. www.senaidemirci.net
web tasarımı deSen