Senai Demirci

Kafka'nın işaret ettiği tevafuk tam da "kul" tarifini fısıldıyor: "Sein" sözcüğü Almancada iki anlama gelir: "Var olmak" ve "Onun olmak." "O'nun olmak"tan başka bir "var olma" seçeneği var mı ki! 

Yazılarım ( 387 )
00.00.0000
Yazı boyutu
A A A
Fatma: Kalbi kıyamda...

Yürüyebilseydi, bu kadar yakınıma gelebilir miydi? Tutsaydı ayakları, adım atabilseydi meselâ, gönlümüze bu kadar teklifsiz girebilir miydi? Kasları o amansız kıpırtısızlığa doğru eriyor olmasaydı, kaçıp gider miydi yoksa bizim gibi? Çağrıldığı yerden uzakta mı gecelerdi avuçları? Beklendiği köşelerden ıraklara mı düşerdi sesi, nefesi? Kalkabilseydi tekerlekli sandalyesinden, terk eder miydi tercihe en lâyık yerleri? Köşesinde oturuyor Fatma. Buruk bir şiir gibi. Epeydir eski kapakları arasında mahcup bekleyen sahaf kitabı gibi. Dağ başında bir koyakta unutulmuş bir göze sanki. Dupduru. Zayıf. Ama kaynıyor. Akışıyor. Yolunu ancak garip aşıkların bildiği bir dağ evi gibi. Sadece kuşların bildiği adresinde. Oturuyor. İnsan aklının varlık üzerindeki duruşunu temsil edercesine… Dini lüzumsuz bilgilere boğan, gereksiz ayrıntılarla bulandıran, kul ile Rabbi arasına çetrefilli cinnetler sokan, Kitab’ın duruluğunu tuhaf tekniklerle bulandırmaya yeltenen “çok bilmiş”gillerin Fatma’nın ümmiliğinden öğrenecekleri çok şey var… Utanmayı unutmamışlarsa, benim gibi yüzlerini yerde saklayacakları kesin. Çok şey bilmenin o metal kabını kırıp kalplerine azıcık nefes aldırabilirlerse, göz yaşlarının gecikmişliğine yanacakları kesin. İstanbul’u tarif ediyor Fatma… Bin bir zahmetle, sadece bir kerecik geldiği İstanbul’un kalbine ilk görüşte giren o: “Çok sıcaktı. Bir de nem vardı. Sanki terliyordu İstanbul. Tabii ya, içinde Eyyub Sultan yatınca, Fatih’ler yatınca, sen olsan sen de terlersin…” Tarif edemediğim o ses o sabah çağırınca, Berat (Demirci) hocamın közlenmiş mantarlı kahvaltısını bile gözden çıkarıp köyüne kadar vardık. Annesi karşıladı kapıda. Hiç şaşırmadı. “Biliyordum sürpriz yapacağınızı.” dedi. O köşede, kitapları yanı başında, mealiyle okuduğu Kur’ân’ı başucunda karşıladı bizi Fatma. Nasılsa bilemez de ben de araya nasihat sokuştururum diye sorduğum sorulara verdiği karşılıklar, benim ve dostlarımın dilini bir anda felç ediverdi. Sustuk ve ağladık sadece. Konuşmaya mecalim olduğunda, Fatiha’dan açtım bahsi: “-‘Din’ ne demek Fatma?” “-‘Borç’ demek hocam.” “-‘Din günü’ peki?” “-Herkesin borçlu olduğu gün… Herkes borç içinde. Her an her şey her şeyden borç istiyor, borç alıyor. Herkes borçla var oluyor. Ödünç yaşıyor.” “-Öyleyse ‘Mâlik’ ne demek söyleyebiliriz artık…” “-Kimseye borcu olmayan. Herkesin borç aldığı. Herkesin varlığını ödünç aldığı… Asıl Sahip.” “-Demek ki, kim kime ne veriyorsa hepsi O’ndan alıp da veriyor. Şu ‘borç günü’nde hepimiz her teşekkürü O’na borçluyuz. Yani… Elhamdülillah…” Bütün şarkıları yarım bırakıyor Fatma’nın sesinde saklı o yumuşacık bilgelik. Sözlerin hemen hepsi kuru kalıyor içine doğru kanayarak büyüttüğü hikmet deryasının yanında. O da bildiğimiz gençlerden işte. Tek farkı, yürüyememesi. Sadece 22 yaşında. Onlu yaşlarından bu yana giderek gücünü kaybeden kaslarıyla fiziksel olarak hızla yaşlanmanın dramını yaşamış. Önce ayak uçlarına basa basa da olsa yürümeler. Sonra dizlerinde zorlanmalar. Gençleştikçe ihtiyarlama. Çaresiz oturup kalma. Yaşı ilerledikçe aczin arttığı o ihtiyarlık günlerini gencecik yaşında tamamlamak nasıl bir duygu olsa gerek? Ayrılırken, tembihledim. “Sana gelen herkese her gün sadece bir ayet bir de hadis anlatacaksın.” İtiraz etmedi. Fırsat bulduğumda ben de alıyorum ayet ve hadis haberlerimi Fatma’dan. En son “Bugünkü ayetiniz Kevser Sûresinin hepsi olsun…” dedi. Fizik Tedavi seansını bekliyordu. Araya tarif edemeyeceğim tatlılıktaki o gülüşünü kattıktan sonra ekledi: “Benim Kevser’im annem! Ya sizinki?” Durdum sadece. Sustum. Göğsüme doğru iniveren soğuk hançeri bir yerinden yakalamaya çalıştım. Nasıl gafletti bu? Onca yıl oku oku da, bir kere olsun “Sana Kevser’i verdik…”diyen Rabbinin sözünü üzerine alınma… Neydi sahiden Kevser’im benim? Neydi? Fatma’nın ziyaretine birlikte gittiğimiz sevgili dostum Ahmet Bulut, Hilal TV’deki Namazla Diriliş programında yayına bağlayınca en sık gördüğü rüyayı anlattı Fatma. Program konuklarını da seyircileri de gözyaşlarına boğan rüyayı belki ben hiç göremeyeceğim: “Namaz kılarken kıyama kalktığımı görüyorum hep. Uzun uzun kıyamda duruyorum. Namazı kıyamla kılınca kendini önce rükuda, sonra secdeye doğru küçülttükçe küçültüyorsun.. Öyle güzel oluyor ki… (O tatlı gülüşler giriyor araya yine.) Sanki Rabbim beni sevindirmek için rüyamda hep ayağa kaldırıyor…” Söz verdim. Ben de kıyamlarımı uzun tutacağım… Hem sadece kalıbımı değil kalbimi kıyama kaldıracağım.
| Daha

Bu yazı 12824 defa görüntülenmiştir.
Yorumlar ( 4 )
ahmet emin yılmaz
15.02.2010 18:29
Belgeselde ailesinin o engin sabır ve teslimiyetini de gördüm..Belgeselde birçok ayrıntıyı kaçırmadım...Fatma kardeşimin bu hac yolculuğu ailesi için de çok tatlı değişikliklere vesile olmuş gibi...Dedesinin duruşu,annesinin (sanırım hacca birlikte gittiği kişi) teslimiyeti,aile içindeki o sıcak ortam hiç şüphesiz dinimizin tereddütsüz bir şekilde yaşanmasına bağlı....Kırsal kesimdeki ailelerin imanları daha güçlü,daha oturaklı ve daha tekamüle ermiş gibi oluyor..Zira maddi-manevi çekilen çileler onları birer sabır abidesi haline getiriyor...
--------------------------------------------------------------------------------

Köyleri çok severim..Köyler sakinliğiyle-doğa güzellikleriyle ruh ve kalbin peredelerinin-pencerelerinin açılmasına vesile olabiliyorlar....Sessiz bir ortamda,doğayla başbaşa bir ortamda tefekkürle Allah'a vasıl olabilmek de haliyle mümkün olabiliyor..Belgeselde görebildiğim kadarıyla Fatma kardeşimin köyü tefekkürle Allah'a ulaşabilmeye çok müsait..Sessiz ve duru bir ortam..İnsan elinin dokunmadığı berrak bir doğa...Herşeyin şeffaf olduğu derin bir huzura kapı aralayan muazzam dağlar-tepeler-ovalar....Böyle bir ortamla duru ve Allah'la hemdem ve hemhal olabilmeye can atan,yakın ve yatkın bir ruh birleşince kalbin Allah aşkıyla,Resulallah aşkıyla yanıp tutuşmaması düşünülemez....Fatma kardeşimin köyü kış ayında bir başka güzel oluyor..Belgeselde Rabbim şu dünyanın tüm pisliklerini karla örtmüş diyor..Çok doğru..Kar ruhun muhtaç olduğu beyazlığı yani temizliği simgeler..Bu açıdan uzun zaman karla kaplı bir ortamda ruhun bu ihtiyacının giderilememesi de düşünülemez...Elbette bunun için iradi bir gayret gerekmektedir...İşte Fatma kardeşim bu iradi gayretle aşk buuduna kulaç atmıştır ama daha o makama bence nail olamamış olabilir...Çünkü o buud çok ama çok farklı....Hallac-ı Mansur hazretleri bile o makama tam olarak erişemeyip cezbenin etkisiyle -haşa-"enel Hakk" deyivermiştir..

Bu bahsettiğim aşk yolu tasavvufla ilgilidir...Tasavvuf da haliyle çok farklıdır..Ruhun ve kalbin uhrevileştirilmesini ihtiva eder...Allah ve Resulallah aşkı berrak bir dimağla elde edilir..Bu dimağın berraklığı da çocukluk yaşlarından itibaren korunması ve kollanmasına bağlıdır düşüncelerini taşımaktayım...
--------------------------------------------------------------------------------
Metropollerde yaşayanların Allah aşkı buuduna ulaşmalarıyla kırsal kesimde yaşayanların Allah aşkı makamına nail olmaları derece açısından elbette farklıdır..Aslolan halkın içinde Hakk'la beraber kalabilmeyi-olabilmeyi başarabilmektir...Elbette bunun diğerine nazaran mükafat ve ecri daha fazladır....Ama metropollerde imanının muhafazası da çok zordur..Hemen hemen herşeyin dine zıd bir mecraya kaydığı böyle yerlerde Allah diyenlerin sesleri çok cılız çıkabiliyor...


Ama şunu da söylemek isterim ki;Allah'a dilbeste ve meftun olmaya yakın ve yatkın olan bir kalp hangi şart altında olursa olsun Allah aşkı buuduna yükselip o makamda sebat edebilir..Peki ruhun Allah'a ram olması nasıl mümkün olabilir ? Bu da iradi gayret ve cehde bağlıdır..Amele bağlıdır...Öncelikle imanı kalbe tam olarak oturtmalı,akabinde de o imanın tezahürü olarak amelle aşk buuduna yükselmeye çalışılmalıdır.Amelle aşk buudu yakalanılır mı ? Evet yakalanılır...Zira ameldeki sebat ve azim kalbe yansıtılır..Allah o kulun kalbine ameldeki sebatından ötürü kendi sevgisini koyar...

--------------------------------------------------------------------------------

Fatma kardeşim için bu belgesel filmiyle ayrı bir imtihan kapısı da açıldı..Şimdi ona doğru samimi ve çok tatlı bir sevgi seli akacak..Herkese cevap vermek isteyecek ama muhtemelen hepsine yetişemeyecek...Kimisine kalbi olarak aradığını verecek kimisine de belki de aşırı yoğunluktan ötürü aradığı o his demetini veremeyecek...Burada Fatma kardeşimle ilgili onun hayat hikayesine muttali olanların onu şeytanın kucağına itmemeleri konusunda azami itina göstermeleri gerekmektedir..Bu konuda onu çok fazla sık-boğaz etmemek gerekmektedir..Bunu benim mantıki tarafım söylüyor..Ama hissi tarafım onunla tanışıp hiç durmadan Allah'tan bahisler aç diyor ama bu sanırım kişisel bir beklenti olduğu için bencillik arz edebilir...



Yıllardır şemsimi arayan ama bulamayan birisiyim..Belki Mevlana hazretleri kadar yanmadım ama en azından o aşk şerbetinden bir yudumluk dahi olsa içtiğimi ve bundan ötürü de şemsimi aramaya başladığımı söyleyebilirim...Aradan yıllar geçti ve ben halen şemsimi aramakla meşgulüm..Televizyonda Fatma kardeşimin hissiyatı bana hiç yabancı gelmedi.....Kalbimde bir ışık yandı...Bu ışık beni şükre sevketti..Allahım dedim;demek ki varmış birileri..Demek ki varmış aynı his denizine dalanlar...Demek ki varmış aynı his frekansını yakalayanlar....Yalnız olduğumu hissederdim ama Fatma kardeşimin varlığı bana daha birçok aynı his yolunun yolcusu olduğunu ama bunların keşfedilemediğini gösterdi...
--------------------------------------------------------------------------------





Zaten tekamüle ermek için öncelikle sırat-ı müstakimi yakalamak lazım..Bundan sonrada bir kitapta okumuştum en az kırk yıl aynı istikameti muhafaza etmek lazımmış..Yani Allah aşkı buudu kolay kolay elde edilebilen bir makam değildir...
--------------------------------------------------------------------------------
Fatma kardeşim;tavafı yukarıdan yapmış..Bir kardeşim tekerlekli sandalyenin başına geçmiş onu tavaf ettiriyordu...Şu an için aklıma ravzanın önündeki o dümdüz,pürüzsüz ve apak zeminde annesinin tekerlekli sandalyeyi iteklemesi ve o dümdüz zeminde sandalye kayarken Fatma kardeşimin sanki "Ben geldim Ya Resulallah.!"diyormuşcasına kollarını açması geldi...Çok hoş bir manzaraydı....Muhtemelen ruhu o an üveyk olmak için can atıyordu....Ben hiç Mekke'ye,ben hiç Medine'ye gitmedim ama kalben kendimi oralarda dolaştırıp ruhumu teskin etmeye çok çalıştım..Belki bunda başarılı oldum belki de olamadım ama Allah nasip ederse gitmeyi çok istiyorum...Ben de Efendimize(s.a.s) hitaben yazmış olduğum yazılarımı Ravza-i Mutahhara'nın tam karşısında okumak istiyorum...Ziyaretimle birlikte de hayatıma yepyeni bir sayfa açacak;şu dünya ile uğraşmayı kısmen bırakacak ve kendimi aşk denizine daldırmaya çalışacağım..İnşallah Allahım...
--------------------------------------------------------------------------------
Ravzaya yaklaştıklarında annesinin Fatma'yı kendisiyle başbaşa bırakıp Ravza'nın duvarına doğru koşup ona başını dayayarak içinden Efendimize(s.a.s) olan aşkını-sevgisini büyülü ve yıldızlı sözcüklerle dile getirmesi Fatma kardeşimin nasıl bir ailede doğup büyüdüğü konusunda bana çok net bir ipucu veriyor....Yani öyle bir aşk ki bu aşk annesine tekerlekli sandalyedeki kızını unutturabiliyor-onu kendi haline bıraktırabiliyor..Bir nevi;"Artık Fatmacım;burada bana müsade;şimdi Efendimize(s.a.s) karşı kalbimde beslediğim sevgimi ifade edebilmem konusunda sıra bende..!"dedirtebiliyor..Anlaşılan peygamber aşkı kızından önce geliyor;kızı tekerlekli sandalyede olsa bile...
--------------------------------------------------------------------------------
Dedesinin onu karşılamasına ne demeli..? :(Dikkat ettiğim bir başka husus da Uhud şehidliği oldu..Sade ve mütevazi;iki taşla belli edilmeye çalışılan Uhud şehidliği..Bu şehidlikte kimler yok ki ? İnsanın gidesi-göresi ve oralara-o mübarek topraklara gözyaşı dökesi geliyor...


ahmet emin yılmaz
11.02.2010 09:42
Fatma kardeşimin kalbinin maşallah dedirtecek temizliği simasına,çocuksuluk yanına ve sesine yansımış..Bu kalp güzelliğinin teşvik sadedinden herkese duyurulması da isabetli olmuş...Şükretmemiz gereken nimetlerin varlığını hatırlatma amaçlı Fatma kardeşim önümüzdeki nadide örneklerden birisidir düşüncesindeyim....Birkaç gün öncesi Konya/Selçuklu'da Senai Demirci hocamla yapmış oldukları söyleşileri dikkatlice dinledim...Fatma kardeşimde kalp rikkatinin durdurulamaz titrekliğini farkettim...Efendimize(s.a.s) hitaben kağıt ile kalemin bahçesinde onu arıyorum ifadesi çok hoşuma gitti..Zira bu ifade anlatmak isteyip de anlatamadığım birçok hissime tercüman oluyordu...Bu ifade edebi bir ifadedir..Rikkatli ve hüşyar gönüllerin çoşkun akan bir sel gibi yerinde durduramadıkları hislerini sükunete erdirmek amaçlı başvurdukları en belirgin yolu;yani hislerini kağıda dökme yolunu ihtiva eder...Yanan bir kalbin,dağlanan bir sinenin terennümüdür yazmak...Yanmayan,aşk ocağında kavrulmayan yazamaz...Efendimize hitaben yazılmış bir kitaptan çok etkilenip kalbine doğan hislerin bitmesini istemediği için özellikle kitabı yarım bırakıp Efendimize hitaben ömründeki yıl sayısınca mektup yazmaya başlaması da ayrı bir his çağlayanını ifade etmektedir...Ama Fatma kardeşim o mektupları yazmaya başlamadan önce -anlayabildiğim kadarıyla-aklında "Efendimize(s.a.s) hitaben 63 tane mektup yazayım" düşüncesi yoktur...O ilk başlangıçla birlikte mektupların arkası gelir ve sayı bir müddet sonra 63'e ulaşır..Veyahutta daha öncesinden aklında tam 63 tane mektup yazıp Medine'ye gidemese dahi giden birisine onları teslim edip o kişi vasıtasıyla mektupları Medine'ye gönderme düşüncesi vardır......Fatma kardeşimin yürüyemiyor oluşu onu tüm kalp güzelliğiyle birlikte Allah'a yöneltmiş...Bu da tarifi mümkün olmayan,ancak yaşanmasıyla anlaşılabilen uhrevi hislere kapı açmış...Kabe'yi gördüğü an,Ravza'yı gördüğü an çocuklar gibi şen-şakrak ve uçacak gibi olması ruhunun üveyk olmaya yakın ve yatkın hale geldiğini ifade eder...Ruhunun bedeninin dar koridorlarından kurtulmak için can attığını ve beden sınırının son haddine dayandığını ifade eder..Beden sınırına dayanan bir ruh kolay kolay yerinde duramaz...O üveyk olup ukba yamaçlarına uçmak ister...Ukba yamaçlarındaki cennet güllerini doyasıya koklamak ister....Bu his bir murad-ı ilahidir..Herkese nasip olmaz..Nasip olana da ağır ama bir o kadar da çok tatlı sorumluluklar yükler...Ben televizyonda Fatma kardeşimi tevafuken gördüm..Kanalları karıştırırken trt kanalındaki bir program hemen dikkatimi çekti..İsmi "Hac yolunda"ydı..İlk bakışta belgeseli andırıyordu..İki kişinin hac yolculuğunu anlatıyordu...Belgeseldeki bayan kardeşimi tekerlekli sandalyeyle görünce aklıma hemen "Acaba bu kardeşim Senai Demirci hocamın Fatma kalbi kıyamda adlı yazısındaki Fatma kardeşim olabilir mi?" düşüncesi geldi...Yanılmamışım..Ta kendisiymiş..O belgeseli sonuna kadar izledim..Hem de pür-dikkat....Almam gereken her ne mesaj varsa hepsini yutmaya-yudumlamaya,içime sindirmeye çalıştım...Belgeseli izledikten sonra bu kardeşimin isminin tam olarak ne olduğunu öğrenmek istedim..Zira gidip internetten araştıracaktım...Belgeseli izlerken o kardeşimin Fatma kardeşim olduğunu bilmiyordum..İsmini öğrenip internetten araştırma yaptığımda onunla ilgili tüm yazıları okudum...Maşallah dedim..Allah kalbinin büyüsünü bozmasın inşallah....Ben Fatma kardeşimde çok farklı hisler gördüm...O hislerin muhtevası da bende mahfuz kalsın istiyorum...Hisleri ruhumun derinliklerine kulaç atarken hissettiğim hislere çok benziyordu ama o çok daha derin bir buudda Rabbisiyle hemhal olabilmeyi o duru ve berrak haliyle başarabilmiş nasipdar ve talihli bir kardeşimdi...Belgeselde bana öyle geliyor ki yıllardır içine hapsettiği hislerini Ravza-i Mutahhara'da tam olarak dışarıya vuramadı..Bence filminin yapılıyor oluşu onu duraksattı..Filme yansıyan hisleri zabtedemediği-durduramadığı hislerinin bence sadece bir bölümü..Oysa Fatma kardeşim; tek başına Efendimizin kabrini ziyarete gitseydi kim bilir neler neler yaşayacak;neler neler hissedecekti...Bu tür his frekansını yaşayanlar yaşları yetmiş bile olsa 10 yaşındaki bir çocuğun çocuksuluk frekansında dolaşırlar...İşte bu frekans;kulu yaşına bakmadan çocuksulaştırır..Ben Fatma kardeşimde bunu gördüm...Açıkçası Fatma kardeşimle tanışmayı ve onunla daldığı o aşk deryasına dair bahisler açmayı,demler vurmayı çok isterdim...O belgeseli izledikten ve onunla alakalı yazıları okuduktan sonra içimden kendisini ziyaret etmek geldi...Ama bu nasıl olacaktı;bilemedim..Çat-kapı gitmek de misafirlik adabına uygun değildi...Ne yapayım;gökte aradığım,ruhani meslislerde aradığım,maveralarda aradığım Allah aşıklarını,Peygamber sevdalılarını şu arzın üstünde görmeye başlayınca içimden yıllardır arayıp da bulamadığım yitiğimi bulmuşum gibi sevinç ve mutluluk içine gark olmak geliyor....Mevlana'nın Şems'ini aradığı gibi,şairlerin sultanı Necip Fazıl'ın Arvasi hazretlerini şemsi bilip gönlüne aldığı gibi ben de şemsimi arıyorum;onunla sohbet-i cananlarda buluşup Allahımızdan doyasıya ve dolasıya bahisler açmak istiyorum;her ne kadar buna layık ve ehil olmasam da.....Ben şemsimi yıllardır yakın çevremde aradım ama bulamadım..Bulamayınca da hislerimi yazılarıma dökmeye çalıştım...Kırık-dökük cümlelerimle kalbimde taşımaya çalıştığım ve bir murad-ı ilahi olarak kalbime doğan o lahuti ve namütenahi hisleri terennüm ettirmeye ve tercüme etmeye çalıştım ama anlaşılamadım...Bu hisler kulu yalnızlaştıran-garipleştiren-anlaşılmaz kılan hisler..Bundan ötürü herkes bu hisleri kaldıramıyor...Benim kaldıramadığım gibi....Belki de uzun boylu kaldırabildim de ben bunun farkına varamadım...Fatma kardeşim bu yazımı okursa şayet;kendisine Allahımdan acil şifalar diliyorum...O hiç unutmasın ki Senai Hocamın da dediği gibi onun kalbi hep ama hep kıyamda..Ve Allah hiçbir zaman onun kalbini kıyamdan ayırmasın..Ruhunu secdeden mahrum hale düşürmesin...Secdenin tadı başkadır ama bedenini secdeye götürdüğü halde aslolan ruhunu secdeye götüremeyenlerin yanında Fatma kardeşimin bedenine lüzum duymaksızın-mahal kalmaksızın ruhunu secdeye götürebiliyor oluşu tariften azade bir mutluluk kaynağıdır...Zaten namazdan amaçlanan bedenlerin secdeye gitmesiyle birlikte ruhun da bir müddet sonraya secdeye gitmesinin sağlanmasıdır..Bunun için beden bir vesile-vasıtadır...Ama aramızda o vasıtaya gerek duymayıp ruhunu doğrudan secdeye götürebilenler de vardır...Ne mutlu bu kimslere ki bu talihli kullar aşkın lezzetinden tatmışlar...Allah bizleri de bu talihli kullarına dahil eylesin..amin..Buraya ayrıca bir yazımı da dercetmek istiyorum..Yıllardır aradığım ama bulamadığım şemsime dair yazdığım bir yazı...Kalpten nasıl geldiyse o şekilde yazdım..Bu arayışa dair hislerimi olduğu gibi yansıttım..Edebi yönden teknik düzeltmeler içine hiç girmedim..Zira benim amacım edebiyatla gözleri boyamak-gönülleri gelip-geçici hislerle doldurmak değildir..Nazarımda edebiyat aslolana kavuşmak için sadece bir araçtır...Bu yazımı okuyan herkesden şemsimi bulabilmem için dualar bekliyorum..Özellikle Fatma kardeşim bu yazımı okursa ona en içten dileklerimle selamlarımı-saygılarımı gönderiyor;o aşkın hissine banmış dualarından beni de mahrum etmemesini kendisinden rica ve istirham ediyorum....Allah dinimize-Kuranımza hizmet eden herkesten razı olsun..amin...Allah dinimizin güzelliğini-tatlılığını yaşayarak gösteren irade kahramanlarından,gönül dostlarından,muhabbet ehlinden razı olsun...amin...Sizi şemsime olan özlemimle başbaşa bırakıyorum...En içten saygı ve selamlarımla gönlünüz sürurla dolsun...Yollarınız her daim açık ve aydınlık olsun..Gönül gözünüz Hakk'a ve hakikata açık ve aşina olsun..Gül kokusu her daim rehberiniz olsun...Esselemü aleyküm kardeşlerim....


Nerdesin şemsim ? Nerdesin gönül ehlim..? Nerdesin bam telimin mızrabı ? Gönül sazımın teli ? Ukba bayırımın ilim-irfan çiçeği ? Yıllardır yolunu gözledim..Birgün gelirsin diye kalbimin kapılarını her daim senin için açık tuttum..Gelişinle gönlümü mesrur edesin diye yollarına güller serdim...Allahım dedim,hani nerede kaldı benim şemsim ? Hani nerede kaldı benim hüşyar gönlüm,hassas kalbim ? Zifiri karanlıklarla içiçe gecelerde ben hep senin o mübarek ismini sayıkladım..Birgün gelirsin diye,gelip de bana beni anlatırsın diye Allahıma bol bol dualar ettim..Allahım dedim,imtihan sırrının bozulmasına girmeyecekse beni bana anlatacak ruhani zatlardan birisiyle beni görüştürür müsün ? Bana beni anlatacak o müstesna zat nerede kaldı Allahım dedim...Ağladım ama gözyaşlarımı kimseler silmedi...Gayba çok seslendim ama sesimi duyup da sesime ses veren olmadı..Doğru ya imtihan dünyasındaydık..Gözlerdeki perdeler de ancak ölümle açılacaktı....Bir dost arzuladım,bir yaren..Bir kutlu dost ama bulamadım böyle birisini..Görüşemedim böyle birisiyle..Görüşüp de dertlerimi onunla paylaşmak isterdim...Anlayıp da anlatamadığım hislerimi,anlatıp da anlaşılamadığım hislerimi ben hep onunla konuşmak isterdim ama şu yaşıma kadar ben hep hayalimde kurduğum o kutlu zatı bir türlü bulamadım..Çıkmadı böyle birisi karşıma...Belki de özelikle çıkartılmadı böyle birisi karşıma,tek başıma dehrin hadiselerine sabrederek kıvama geleyim diye....Hayatım hep imtihanlarla geçti..Tabi tutulduğum o ağır imtihanlar altında dilimden isyan ifade eden tek bir söz dahi çıkmasın diye çok kere yaşlı gözlerle etrafıma nazarlar fırlattım;acaba halimi kime anlatıp kiminle dertleşebilirim diye ama bulamadım ben böyle birisini...Bulamadım ben böyle bir dostu..Bulamadım ben Şems'imi...:( Bulamayınca da gerisin geriye;kendi kalbime döndüm..Kendi kalbimi dertlerime ortak yaptım..Gözyaşlarıma sırdaş yaptım..Anladım ki meğer benim tek bir dostum dahi yokmuş...! Meğer benim tek bir arkadaşım dahi yokmuş...! Yıllardır beni bana anlatacak,hislerimin tahlilini yapacak,bana -hata yaptıysam-nerelerde hata yaptığımı,nelere dikkat etmem gerektiğini,artılarımı-eksilerimi anlatacak bir dost aradım ama bulamadım ben böyle birisini..Samimi-içten,riyasız ve süm'asız bir dosta hasret kaldım yıllarca...Benim aradığım bir eş değildi..Kendime refika değil;kendime bir şems arıyordum..Bir Allah dostu arıyordum...Mevlana hazretleri kadar yanmasam da ben de aradım onun gibi bana beni anlatacak kutsi bir dostu...Lakin bulamadım işte..Lakin göremedim işte...:( Anlaşılamadım şu dünyada..Anlaşılamayınca da beni anlayacak birisini aradım yıllarca,ortaokullu yıllarımdan bu yana;lakin bulamadım ben gönül dostumu,bulamadım ben sohbet-i canan aşığını..Oysa hayalim vardı benim..O kutlu dostla buluşup sohbet-i cananlarda doyasıya ve dolasıya hep ama hep Allahımızdan bahisler açacaktım..Allahım deyip ruhumu ukbaya uçuracaktım...Oysa hayalim vardı benim..Gül kokulu hayalim...O bana Allahımı anlatacaktı..Ben de ona Efendimizi...(s.a.s) Efendimiz(s.a.s) için yazdığım tüm yazılarımı tek tek okuyacaktım ona..Lütfen oturur musun şuraya,yıllardım aramıştım ben seni;artık bırakır mıyım bundan sonra diyecektim.. O'na Efendimize(s.a.s) hitaben yazdığım o yazıyı okuyacaktım..."Nerde kaldın Ey Resul..!"diyecektim.."Nerde kaldın gönlümüzün süruru,gözlerimizin feri,dizlerimizin dermanı;nerde kaldın..?! :( Gözyaşlarımı da onun o mübarek avuçlarına akıtacaktım...Hayalim vardı benim..Toz kondurmadığım hayalim...Kimselere anlatamadığım hayalim...:( Hasret denizinde yüzme bilmeksizin ukba sahiline ulaşmaya çalışıyorum ben..Yüzme bilmeden o sahile ulaşabilmem için de şemsime ihtiyacım var..Allahımdan beni bana anlatacak o kutlu dostla buluşturmasını niyaz ediyorum..İnşallah hayatımda böyle birisiyle karşılaşabilirim....İnşallah Allahım inşallah..Bitsin artık bu hasret...Dinsin artık gözyaşlarım...Yeşersin artık ümitlerim..Dönsün artık kaderim..! Dönsün artık kaderim..! Dönsün artık kaderim..:(:(:(


meryem
28.12.2009 16:55
ben fatmayı ahmet bulut hocamdan dinledim ve çok duygulandım hatta fatmaya çok imrendim keşke bizde onun gibi içten herşeyi sevebilsek fatma arkadaşımızı çok görmek isterim namaz gönüllülerinden allah razı olsun allah daimi kılsın çalışmalarını


ESRA
28.12.2009 12:21
S.A. ALLAH, Fatma kardeşimizden razı olsun.Bu fani dünyada farkında olmadan yaşadığımı hatırlattı...öyle çok nimetler içindeyiz ki borcumuzu ödeyemeyiz.ama ALLAH bu uğurda, çalışanlardan hayatını feda ednlerden eylesin.ALLAH FATMA dan razı olsun.günümüzün FATIMASI inşALLAH.Allah a emanet olun...


Anasayfa | Biyografi | Yazılarım | Kitaplarım | İletişim
Her hakkı mahfuzdur. www.senaidemirci.net
web tasarımı deSen