Senai Demirci

Kafka'nın işaret ettiği tevafuk tam da "kul" tarifini fısıldıyor: "Sein" sözcüğü Almancada iki anlama gelir: "Var olmak" ve "Onun olmak." "O'nun olmak"tan başka bir "var olma" seçeneği var mı ki! 

Yazılarım ( 388 )
00.00.0000
Yazı boyutu
A A A
Söz Yangını*

her söylediğin doğru olsun ama her doğruyu söylemen doğru değil… -Said Nursî Ortak arkadaşımızın arkasından konuştuğumu onun arkasından konuştuğumu saklayacağından emin olacak kadar sırdaşım bildiğim diğer arkadaşıma “Onun arkasından konuştum ama senin arkandan konuşmam!” diyemediğim, kendimi arkadaşımın yüzüne başka, arkasından başka konuşan bir ikiyüzlülük içinde diğer arkadaşıma sobeleteceğimden utandığım için deme gereğini duymadığım, diyecek olursam da, benim ikiyüzlülüğümle ister istemez yüzleşerek benim utancımı gidermeye çalışma utancından arkadaşımı koruyamayacağımı düşünerek utandığım, utanmasam bile, onu “ben senin arkandan da konuşabilirim” şüphesine itmekten korkarak ister istemez dudaklarımı kilitlediğim, konuşsam bile, ondaki “burada olmayan o değil de ben olsaydım, sen onunla da benim arkamdan konuşurdun!” beklentisini önleyemediğim, önleyemediğimi bildiğim için de iyice susarak katıldığım/katkıda bulunduğum o tuhaf sessizliği dağıtmak için dilimden hiçbir şey gelmiyor… Zorba bir sözleşme olarak aramıza konulmuş bu yakıcı sessizliğe boyun büküyoruz, birlikte razı oluyoruz. Bu zoraki sessizliğin tıslaması içimize doğru ilerledikçe, sahiciliğimizi yakan közler kızışıyor, seslerimizin hepsini sahte kılan sinsi yangın harlanıyor. Herkes kardeşi tarafından arkasından konuşulabilir biliyor kendini. Herkes kardeşinin arkasından konuşmayı hak ettiğini düşünüyor. Herkes kardeşi tarafından arkasından konuşabilir diye bilindiğini biliyor. Herkes kardeşinin arkasından konuşabileceğini kardeşine bildirmiş gibi ses çıkarmıyor arkadan konuşabilir sanılmasına. Arkadan konuşabilir sanılanlar “konuşmayacağız!” demekten utanıyor. Arkasından konuşulacağını sananlar “konuşmayın!” demeye tenezzül etmiyor. Belki de kimse konuşmuyor. Öyleyse kim konuşuyor konuşmayanların yerine? Kim konuşuyor konuşmayanlar konuştu diye? Kim attı bu közü sözümüzün arasına? Kim körüklüyor bu sinsi yangını? Sözleriyle bizi (haklı/haksız) hayli hırpaladıktan sonra arkasını dönüp giden arkadaşıma, ayrılırken, “yine de senin arkandan konuşmayacağız!” diyemiyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimi aklına getirmekten korkuyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimin zaten aklında olduğunu öğrenmekten çekiniyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşmayacak kadar erdemli olabileceğime inanmadığını da açık edip, arkandan konuşmayacağım diyerek arkasından konuşabilecek kadar yalancı olduğumu sandığını da itiraf etmesinden korkuyorum. Diyemem, çünkü benim kendisi hakkında, arkasından konuşacağımı zannedecek kadar hakkımda kötü zan sahibi olduğumu bilmesinden korkuyorum. Ona “arkamdan konuşulmaz nasılsa…” demekten, beni de “arkasından konuşmayacağımdan emin nasılsa…” diye bir şey demek zorunda hissetmemekten yoksun bırakan dedikodu medeniyetini işte böyle zor cümleler kurarak lanetliyorum. İkimiz de mağduruz. Kim susturdu beni, onu ve seni? Kim? (*) Çok yakında, “gıybetin y/aktığı dudaklardan k/özlü sözler” olarak okumaya değer bulacağınızı umduğum yeni kitabımızın adı.
| Daha

Bu yazı 8282 defa görüntülenmiştir.
Yorumlar ( 1 )
şükran uzunmehmet
20.04.2010 13:31
son derece güzel yazı.yanlız kısa.kitabını mutlaka okumanız gerekir söz nasıl yangına döner kendini ve alemi yakar.geri dönüşü olmaz yangının küle çevirir.ağzımızdan çıkan hersözü tasarruflu itinalı kullanmalıyız.RABBİM bizi gıybetin tuzağına karşı muhafaza eylasin.nefsimize yenilmeyelim yeter.


Anasayfa | Biyografi | Yazılarım | Kitaplarım | İletişim
Her hakkı mahfuzdur. www.senaidemirci.net
web tasarımı deSen