Senai Demirci

İnşaallah, 12 Eylül sabahı sandığa bir ibadet şuuru ile yürüyeceğim, Kahhar isminin tecellisine ayine olmak niyetiyle zalimlere karşı EVET diyeceğim...

Yazılarım ( 294 )
04.11.2009
Yazı boyutu
A A A
Ölüm gelip çatmadan yapacağını yaptın sen Şaban Ağabey... Ebed ehline bizden selam söyle...

Yazılarıyla büyüdüm. Sımsıcak dostluğunu gördüm. Davasına sadakat yolunda kararlığına çok tanık oldum. Sabırla yürüdü bu dünyanın patikasını. Şükrü dudağımıza yakın eden kahramanlardan oldu. Allah'la yaşadı. Allah'a gitti. Rabbine verdiği söze vefa gösterdi; vefat etti. Şaban Döğen ağabeyim bir daha ölmeyecek... Tek endişem bize emanet bıraktığın o güzel tebessümünün hatırasının hakkını verememek... "ölüm gelip çatmadan" başlıklı makalesini paylaşıyorum sizinle... Çünkü o anki pişmanlığın hiçbir faydası olmaz. Firavun da Kızıldeniz'de boğulurken, "Ben de Musa ve Harun'un Rabbine iman ettim" demişti, ama son anda dile getirdiği bu imanı onu kurtarmaya yetmemişti. Dünyanın binbir türlü imkânlarına sahip olduğu halde, daha önceden yapmamışsa, ölüm gelip çattığında kulluk, hayır ve hasenat yapmayı ne kadar başarabilir insan? Ölümün her an gelecekmişcesine gizi tutulmasındaki sır her an ölecekmişcesine hazırlıklı bulunmak için değil midir? Rebi' bin Haysum evinde kazdığı bir mezarda zaman zaman yaptığı nefsî muhasebede bunu gerçekleştirmeye çalışırmış. Kalbinde bir katılık hissettiğinde hemen içerisine girip bir süre yattığı bu mezarla nefsini terbiye edermiş. Gerçekten ölmüş, kabre girmiş gibi sorgularmış nefsini Rebi' bin Haysum. "Ya Rabbi, beni bir daha dünyaya geri gönder. Umulur ki terk ve ihmal ettiğim hususlarda salih amel işlerim" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okur, sonra da nefsine, "Ey Rebi'! İşte döndün. Haydi artık amel et" diye seslenirmiş.1 Rebi' bin Haysum'un nefsiyle yaptığı bu söyleşi, görevinde tembellik ve gevşeklik gösteren nefsi susturan önemli bir hakikat değil midir? İnsanın aslî görevi kulluk. Yani Allah'ın emirleri çerçevesinde kulluk sergilemekle mükellef kul. Her şey bu hedefe yardımcı olacak. Hiçbir şey Allah'a kulluktan uzaklaştırmayacak insanı. Kur'ân inanan kimsenin bu önemli özelliğini şu âyetiyle dile getirir: "Onlar öyle kimselerdir ki, ne bir ticaret, ne bir alış veriş, Allah'ı anmaktan, namazlarını dos doğru kılmaktan ve zekâtlarını vermekten onları alıkoymaz. Onlar, kalblerin ve gözlerin dehşetten dönüvereceği bir günden korkarlar."2 Demek mü'mini hiçbir şey aslî görevinden koparamayacak. Kur'ân bu noktada da bizleri uyararak, "Ey îmân edenler! Mallarınız ve evlâtlarınız sizi Allah'ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrâna düşenlerin tâ kendisidir" buyurur ve Rebi bin Haysum'un nefis muhasebesinde dile getirdiği şu dersi verir: "Sizden birine ölüm gelip de "Ey Rabbim, ne olurdu bana biraz daha mühlet verseydin de malımın sadakasını verip sâlihlerden olsaydım" demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunun. Eceli geldiğinde hiç kimsenin ölümünü Allah geri bırakacak değildir. Bütün yaptıklarınızdan Allah hakkıyla haberdardır."3 Dipnotlar: 1. İhyau Ulûmi'd-Din Tercemesi, 10: 398- 405. 2. Nur Sûresi: 37. 3. Münafikûn Sûresi: 9-1
| Daha

Bu yazı 2936 defa görüntülenmiştir.
Yorumlar ( 0 )
Anasayfa | Biyografi | Yazılarım | Kitaplarım | İletişim
Her hakkı mahfuzdur. www.senaidemirci.net
web tasarımı deSen