Senai Demirci

İnşaallah, 12 Eylül sabahı sandığa bir ibadet şuuru ile yürüyeceğim, Kahhar isminin tecellisine ayine olmak niyetiyle zalimlere karşı EVET diyeceğim...

Yazılarım ( 294 )
18.12.2009
Yazı boyutu
A A A
"Ah minel Ah!"

Bu yazıya başlıyorum çünkü her başlamayı bir dua biliyorum. Çünkü, aczimizin ışık görmemiş incileri ancak başlayınca dökülür avuçlarımıza. Fakrımızın okşanmaya aç şalı ancak bir işe başladığımızda serince sarılır boynumuza. Nihayetsiz acizin nihayetsiz kudret sahibi karşısındaki hali n'ola ki duadan gayrı? Hadsiz fakirin sonsuz rahmet sahibi huzurundaki hali n'ola ki yakarmaktan öte? Başlamanın başucunda "O'nun adıyla" teslimiyet saklıdır her daim. Demek ki, her başlamanın ayakucunda kendi adıma var olma zannının, başına buyruk yaşama hevesinin ezilmiş cesedi yatmakta. Bu yazının ikinci paragrafına da başlıyorum çünkü bir dua makbuliyetinin, bir çağrı kabullenmişliğinin sonsuz yumuşak yağmurunu hissediyorum dimağımda damağımda. Gökçekimine tutulmuş gibi parmaklarım. Parmak uçlarım ile tuşlar arasındaki ilişki, şimdi Beylerbeyi?nde seyrettiğim martılar ve boğaz suları arasındaki ilişkinin aynısı. Onlar denizin kıpırtıları arasında rızık ararken, ben zihnimin kıyılarına vuran anlamları kelimelerin gagasına asmak istiyorum. Onlar da ben de duadayım. Gerçeği gerçek olarak görmek de rızık. Gerçeğin rızkını ona tâbi olarak yudumluyoruz. Yanlışı yanlış bilmek de rızık. Yanlışı yanlış bilmenin ekmeğini tuzunu ondan sakınmakla yiyip içiyoruz. Bu yazının üçüncü paragrafına da başlayabiliyorsam, "nefesimize dolanmış arsız çığlıkları" susturma çağrısının ardı sıra yürümeye çabaladığımdandır. Yine alışverişimizi her an O?nunla yaptığımızı hatırlatan "aldığımız her nefesten helâllik dile"me inceliğinin ipinde yürümeye çalışıyorum hece hece. İşte bir paragraf daha başladı. Yeni cümleler, belki yeni kelimeler.. Okuyucumun bu satırlara verdiği göz nurunu hak edecek hakikat kevserini doldurmaya çalışıyorum kelimelerin kâsesine. Harfler üzerinden iniyoruz kalplere. Arsız çığlıkları kelimelerin kalbine yüklenmiş hikmetlerin derin sükûnetine sarıyoruz. O yüzden, sevgili okuyucu, işte o yüzden benim tuhaf sızılarım var, garip sancılarım var, acayip acılarım var. Bir lügatin tozlu sayfalarında unutulmuş kelimelere acıyorum ben. Sıcacık bir dudağa değmeyeli yıllar olmuş şiirler için ağlıyorum ben. İlk söyleyeninden bu yana heyecanlı bir nefese dolanmamış sözler için üzülüyorum ben. Bir düşün hele. Nice kutlu damaklardan süzüle süzüle gelmiş bir söz olsan sen, sonra bir kenara bırakılsan. Seni seslendirenler geri kafalı sayılsa, seslendikleri de boş boş baksa. Bir toplumu heyecanlandıran, iki yabancıyı birbirine bir anda aşina eden bir şiir olsan sen, ama gözden düşmüş, dilden sürülmüş olsan. N?edersin? İşte son paragraf: Bak ki nereye geldik. Otur şöyle yanıbaşıma, gel dinlen aklımın başköşesinde diyebildiğin bir sözün var mı senin? İçinin loş kuytularından akıl terini döke döke çektiğin, toprak testiyi serince doldurup dudakların çatlağını onaran bir kelimen var mı senin? "Ah minel aşk!" dediğiydi şairin. "Ah ki aşktan çektiğim" dediğiydi. Bak ki n'oldu "Ah!"lara. Aşklar gibi "Ah!"lar da sığ telaşların, boş sevdaların başını bekler oldu. "Ah!"a değmeyen sığ dertlere harcanıyor "Ah!"lar, ah! Ümit vermeyen sevdaların ardına savruluyor "Ah!"lar, ah! "Ah minel Ah!" Ah ki Ah?tan çektiğim! "Ah ki ilel Ah!" Ah ki Ah?a çektirdiğim.
| Daha

Bu yazı 3047 defa görüntülenmiştir.
Yorumlar ( 10 )
zeynep beydilli
25.12.2009 12:53
selamun aleyküm degerli hocam semine hanımın yaptığı yorum gibi yorumlanabilirdi ancak bu yazı, en emin olana emenet olun.


atilla
21.12.2009 19:26
Hocam ALLAH razı olsun umarım izninz vardır çünkü yazılarınızı yayabildiğim kadar yayacağım.ALLAH raı olsun


güll
21.12.2009 18:20
ne dıyımmm sustum okadar


sümeyye-müjde
20.12.2009 23:44
hocam mevlam hizmetinizi daim eylesin.herzamanki gibi yine kalbimize dokundurdunuz allah razı olsun....


fazilet
20.12.2009 15:10
İçinin loş kuytularından akıl terini döke döke çektiğin, toprak testiyi serince doldurup dudakların çatlağını onaran bir kelimen var mı senin?
ŞAHANE Bİ YAZI YİNE..YENİDEN..


seminedemirci
20.12.2009 15:05
Ah'larına tutun da çık semaya dua dua, bak kimin ah'ı kalmış ki dünyada. Ah almamaya bak sen, yakar ah'ı mazlumun,çıkar da semaya...


canan aydemir
20.12.2009 07:27
Düzeltme:
Bir yazım hatasını düzeltiyorum: Ayet, Furkan Sûresi:77 olacaktı.


canan aydemir
20.12.2009 00:10
"Ah minel aşk ve halâtihî" Aşkın da su gibi üç hali vardır. Katı, sıvı ve
gaz hali. Katı hali ilk yaratılışımız olan kuru bir çamurdan ibaret. Allah
(c.c.) bizi aşkla kudret eline alıyor. Sonra bu kuru çamur sıvı hale geçip
balçık oluyor. Allah'ın kudret elinde aşkla şekilleniyor. Üçüncü halde yani
gaz halinde ise Allah aşkla kendi nefesinden üflüyor insan bedenine. Ve işte
aşk tamamlanıyor, yeryüzüne halife oluyor.

Birinci paragraf: Bu paragraf bana "Duanız olmasa Rabb'im size ne diye değer
versin?" mealindeki Furkan Sûresi 77. ayeti hatırlattı.

İkinci paragraf: Martılar, deniz...alıp götürüyor insanı. Onlar kadar özgür
ve hesapsız olmayı ne çok isterdim. Onlar sonsuzluğa aday olmadıklarınız
bile bile sevinçle kanat çırpıyorlar, bizler ise sonsuzluğa aday olduğumuzu
bile bile her güne isteksiz başlıyoruz, üşenerek yerimizden doğruluyoruz
seherlere..ve şu sözü de aklıma getiriyor Yaratan (c.c.): "Bir saat tefekkür
bir sene nafile ibadetten hayırlıdır." (Tefekkürü saatin, hayrun min ibadeti
senetin.)

Üçüncü paragraf: Bu paragraf da Hz. Ali'nin (r.a.) şu sözünü hatırlattı:
"Tefekkürü olmayan bir susma, unutkanlık ve dalgınlıktır." Demek ki dilimiz
sussa da kalbimiz hep konuşacak. Kiminle? "Allah" ile...

Dördüncü paragraf: "Kelimelerin kâsesi". Doğru ya kelimeler vardır ve
söylenir de içinde ne anlam taşır, neye hizmet eder. Kelimelerin kabı Kevser
Havuzu'ndan doluyorsa ne âlâ. Ya gaflet havuzundan dolsaydı o kâseler?
Paragrafın ortasında göz keselerime sığmayan gözyaşlarım, dünya kâsesine
taştı...siz kelimelere, şiirlere üzülüyorsunuz da ya Rabb'im kendi kelâmının
kendi elleriyle yarattığı kullarca okunmamasına, unutulmasına üzülmüyor
mudur? "Ah minel aşk!" demiyor mudur..."Ah kullarım! Beni nasıl
unutursunuz!" deyip feryad etmiyor mudur?

Beşinci paragraf: N'ederim, derim ki "İyilik yap denize at, balık bilmezse
Hâlık bilir." Eğer ben "Kur'an" isem ahirette bir de davacı olurum beni
okumayandan, değerimi bilmeyenden. Bir alim zât'a şehrin ahalisi "Bu şehrin
en kötüsü sensin!" demiş. O alim de "Desenize şehirde benden başka herkes
iyi" diyerek sevinmiş ve Allah'a şükretmiş.

Son paragraf: Aklımın başköşesinde dinlenen söz: "Lâ ilâhe illAllah" tabii
ki. Kalbimin, dudağımın çatlağını onaran kelime ise "Estağfirullah"

"Ah"ımız dünyada kalmayacak olsaydı, bu dünya çekilir miydi?

Selam ve dualarımla
c.aydemir


Hümeyra.ö
19.12.2009 19:11
EyvallAH, hocam..
her yazı, yazmayı veren'e karşı yapılan hamd ve duadır..
her yazı, kalemin feryadını, mürekkebin gözyaşlarını dindirmek için yapılan bir tesellidir..
dua ile..


sultan
19.12.2009 17:04
ben mardinden sultan hiç buraya uğramıyorsunuz neden? gelelim konuya süper yazmısınız çok güzel:)


Anasayfa | Biyografi | Yazılarım | Kitaplarım | İletişim
Her hakkı mahfuzdur. www.senaidemirci.net
web tasarımı deSen