|
Menü Arama Yazılarım ( 294 )
04.03.2010 Sofi'nin Seçimi'nin Son Seçmenleri
![]() O filmin o sahnesini bir daha hatırladım bu sabah. Öyle bir sahnedir ki o, hatırlar hatırlamaz geçmişe gitmem, tam bu an'ın bıçak sırtında bulurum kalbimi. Yaralanırım yeniden. Kanamam tazelenir; hep kanadığımı fark ederim. O sahne öylesine gerçektir ki, seyirci olduğumu unuturum, oyuncuların ışıklar karşısındaki rolleri rol olmaktan çıkar. Hoyrat bir acının içinde bulurum kendimi, beni apansız yakalamış bir tuzakta çırpınırım. Silahların hepsi bana doğrulur, çaresizliklerin cümlesi boğazıma çökmüştür artık. İnsanın insana yaptığı her insanı yaralar. O yaralamanın faili ya da kurbanı olmaya ben de aday değil miyim? Unutuşların siperinde sakladığım insan yanım işte o görüntü karşısında birden var olmanın dayanılmaz ağırlığının hedefi oluverir. Vurulurum varlığımla... O film sahnesi, Polonya'da binlerce insanın yakıldığı Nazi toplama kamplarında geçer. Değil yaşanması, görülmesi bile zor, karşı karşıya kalma ihtimali bile yakıp kavuran bir tercihtir bu. Karanlık suratlı bir Gestapo subayı, nasılsa genç bir annenin ağlayışlarına bigane kalamamış, "merhamet"e gelmiştir. İki küçük kızının da yakılmaya gönderildiğini bilen çaresiz anneye, kendince "yüzde elli"lik bir avantaj sunar. Yüzde elli...Yüzde yüzlük kaybını yüzde elliye düşürmektir niyeti güya. İkisini birden kaybetmektense, sadece birini kaybetme seçeneğini getirip koyar önüne. Toplama kampındaki genç anne Sofi, iki çocuğundan birini tercih etmeye zorlanır. Çocuklarını gösterip "İkisinden birini seç" der. Ve Sofi seçer; birini seçer, seçmek zorunda kalır. Ama nasıl? Ama nasıl? İşte şimdi bile anlatırken boğazım düğümleniyor, hatırlarken kanım donuyor; Sofi'yi oynayan muhteşem oyuncu Meryl Streep'in o andaki gelip gitmeleri, iç çekmeleri, acının bütün gölgelerini gözlerine taşıması, gözlerinden taşırması, "seyreden"i bile cehenneme sokup sokup çıkarıyor. Kimse seyirci kalamıyor sahneye. Sırılsıklam terliyoruz; sahnenin tam ortasında "oyuncu" olarak değil, "yaşayan" olarak sobeliyoruz kendimizi. Çok sonra adını koyuyoruz olan bitenin. Öbür türlü, iki çocuğu da öldürülecek olan anne, bir çocuğunun ölümünü kendisi seçiyor; yani kendisi öldürüyor. Hem de gücenikçe gönderiyor kızını ölüme. Arkasına dönünce içine kocaman bir hançer sokuluyor bir ömür boyu. Hiç çıkmamacasına. Seçtiği çocuğu yanında yürürken, asla susturamayacağı bir çığlık yapışıyor yakasına. Ne yaşamasını seçtiği kızıyla mutlu, ne kendisiyle huzurludur artık.. Sonunda o ikilemin arasında bir insan olarak kalmaya dayanamıyor; son tercihini yapıyor: İntihar. "Oynamıyorum artık.." demek bu ölüm. "Mağruren" değil, "mağduren" kıyıyor canına. "Canım yapılan Yahudilere yapılmış ki!" diye kaçıvermek yok bu amansız çelişkinin namlusundan. Kim yaparsa yapsın, kime yapılırsa yapılsın, insanın insana yaptığı her şeyden sorumluyuz. İnsanlık paydamızın üzerinde var olan her şeyi pay/laşırız. Tam burada hatırlıyorum yenilerde duyduğum o cümleyi: "Doğuya okul yapmayın, yol yapın. Ordu gidebilsin." Bir de Matina'nın seçimi var gündemde. Sofi'ninki kadar eski değil; burada hemen yanı başımızda. Kim bilir biz hangi hazzın peşinde koşarken, hangi sahte gündemin dibinde gözyaşı dökerken: "Ancak Şatili kasabasında sınırı geçebilmek için insan tacirleri adam başı 200 dolar istedi. Matina'nın cebinde ise sadece 2 kişinin geçmesine yetecek kadar para vardı; yani 400 dolar. Fedakar anne 400 dolar vererek kızları Roza ve Elina'yı Gürcistan'daki Duysi Kampı'na gönderdi. Diğer kardeşlerini de alarak geri döneceğini söyleyen anne Matina, savaş alanına döndü. Günler sonra Çeçen temsilcisine gelen haberde Matina Sakalova'nın Rus uçaklarından atılan bombalara hedef olarak hayatını kaybettiği, baba ve kardeşlerin ise cephede savaşırken öldüğü belirtildi." (Ersin RAMOĞLU - Mustafa BAYRAK'ın haberi) Niye mi hatırladım Sofi'nin Seçimi'ni? Taraf'tan Neşe Düzel'in seçimi yüzünden. Tarihçi Mete Tunçay'ın Neşe Hanıma anlattıkları arasındaki şu sarsıcı cümle, Sofi'nin Seçimi'ni gündem olarak seçtirdi bana: Şöyle bir seçim cümlesi geçiyor röportajın içinde: "...Atatürk'e, "Doğu'ya okul mu yapalım, yol mu" diye soruyorlar. "Yol yapın, ordu girebilsin" diyor. Nitekim yol yapılıyor Doğu'ya." Sırası gelmişken bir seçim cümlesi daha: "Düşünün, ülkede tek parti [CHP] var ülkenin bir bölümünde örgütlenmiyor. Milletvekilleri oralara tayin ediliyor. Mesela Selanikli olan Naci Yücekök Muş Milletvekili yapılmış. Adam Muş'u görmemiş. Bütün bunlar, Kürtleri kontrol etmek için yapılıyordu. Orada parti teşkilatı olsa, partinin kongresine ve Meclis'e Kürtler gelecek..." Sofi'nin Seçimi'ne son seçmenler aranıyor.
Bu yazı 1759 defa görüntülenmiştir.
Yorumlar ( 5 ) funda
08.03.2010 00:38
Sofilere bu seçimleri yaptıranlar başka şekilde ifade edecek olursak başkalarını özgürlük dışı can acıtıcı seçimler yaptırırken,gaddarlığı,zalimliği,diktatörlüğü,katilliği gayet özgürce Seçenler,hesap günüde bir seçime tabi tutulmayacaklar ve onlar kendi ayaklarıyla gidecekler gidecekleri yere...
elifcan
05.03.2010 23:17
bu bir gerçek ki ruhun ırkı yoktur.ırk cesede ait bir özelliktir.cesed sonunda toprağa düşüp,çürüyecektir.ceset ruha giydirilmiş bir elbise gibi..insan farklı kumaştan elbise giymekle
kimseden üstün olmaz...Rabbim razı olsun..dua ile canan
05.03.2010 22:14
Gerçek bir hikaye ; Bu olay 14 Ekim 1998'de kıtalararası bir uçuş esnasında
gerçekleşti.Bir hanım zenci bir adamın yanında oturuyordu.Hanım sinirliliğini belli edercesine hostesten başka bir yer bulmasını istedi.Zira öylesine antipatik bir adamın yanında oturmak istemiyordu. Hostes tüm uçağın dolu olduğunu fakat 1.sınıfta yer olup olmadığına bakacağını söyledi.Diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı.Bu kadının sadece terbiyesizliğine değil bir de 1 sınıfta yolculuğa devam edeceğine şahit oluyorlardı. Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. Bu yüksek tansiyondaki durumda Kadın 1 sınıfta ve O Adam?dan uzakta uçabileceğine tatmin olmuştu.Bir kaç dakika sonra hostes kadına; __?Çok özür dilerim gerçekten de uçakta hiç boş bir yer yok.1. sınıfta bir yer bulduğum için mutlu oldum.Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı.Zira bu değişiklik için pilottan izin almam gerekiyordu.? __?Hiç kimse sorun yaratan bir diğer kişinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz ? dedi ve bu izni verdi. Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı.Bu esnada Kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. Sonra hostes oturmakta olan zenci Adam ?a dönerek; __?Beyefendi sizi uçağın 1. sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip edermisiniz lütfen?Seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çpk özür diliyor? dedi. Tüm yolcular hep birlikte bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışlayarak tebrik ettiler.O yıl kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler . Bu olaydan sonra firma sorumluları ekibin yolculara karşı davranış eğitimine yeterince önem vermediklerini anladılar.Uçak firması hemen gerekli değişiklikleri yaptı.Bundan böyle aşağıdaki mesaj tüm ofislere personelin görebileceği bir biçimde iletildi: İnsanlar onlara ne SÖYLEDİĞİNİZİ unutabilirler.. İnsanlar onlara nasıl DAVRANDIĞINIZI da unutabilirler.. Ama insanlar onlara kendilerini nasıl HİSSETTİRDİĞİNİZİ asla unutmazlar.. Soruyu tekrar soralım ama birine değil "Bir"e: "Doğuya okul mu yapalım, yol mu?" Cevap herhalde şöyle olurdu: "İkra!" yani "Oku!" Kırık camları olan hapishanede tuttukları Bediüzzaman ise ısrarla okul yapılmasını söylemiştir... Kur'ân'ımızın ilk emrini tekrar hatırlayalım mı: "İkra!" Yollar olsun, olsun ama sevgi yolu olsun.. Selamlar hüzünn
05.03.2010 01:14
hocam yine o kadar güzel ve derin yazmışsınız ki,insanı can evinden vuruyor dile getirdikleriniz,gerçeklerimiz...
aslında bir çoğumuzun bilmediği tarihin karanlık sayfalarına, oradan günümüze,oradan da yüreğimize göndermişsiniz kendimizi,benliğimizi... inanın öyle duygulandım ki,ellerinize sağlık. bizleri bir kez daha düşünmeye sevk ettiğiniz için ALLAH razı olsun,selametle... nesrin
04.03.2010 23:11
|