Senai Demirci

Kafka'nın işaret ettiği tevafuk tam da "kul" tarifini fısıldıyor: "Sein" sözcüğü Almancada iki anlama gelir: "Var olmak" ve "Onun olmak." "O'nun olmak"tan başka bir "var olma" seçeneği var mı ki! 

16.06.2007
Yazı boyutu
A A A
HAYATLA TABİR EDİLEN RÜYA

SEMİNE DEMİRCİ semine@senaidemirci.net Nilüfer, yoğun günün ardından evine, güvenli limanına dönmek üzere vapura binmişti.Vapurda en çok pervanelerin suları köpüklendirdiği kısımda oturmayı seviyordu.Yine orada kendine oturacak bir yer buldu.Ne garip şey, limandan geminin ayrılması, karadan uzaklaşıp denizin bilinmeziğine, dalgalarına doğru yol alması; aynen çocukluğun sakin,güvenli limanından, gençliğin, hayatin bilinmezliğine dalgalarına doğru hareket gibiydi.Allah'tan bu gemi dönebiliyordu limana.Oysa hayatı öyle mi?Bir kere ayrıldığınız limana bir daha dönemiyorsunuz."Hayat hep böyle" diye düşündü Nilüfer. "Ancak hayallerde, hatıralarda geri dönebiliyorsun ayrıldığın limanlara" Yahya Kemal ne güzelde anlatmıştı Sessiz Gemi'de: Artık demir almak günü gelmişse zamandan/meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan............... Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden;birçok seneler geçti, dönen yok seferinden. Evet, giden bir daha dönmüyordu.Giden gün bir daha geri gelmiyordu.Hayat bir yolculuktu,geriye dönülmeyen. Bütün bunlar suyun köpürüp denizi şeffaflaştırdığı gibi Nilüfer'in hatıralarını da şeffaflaştırdı, görünür eyledi. Çocuktu, genç olmuştu,simdi ise orta yaşlı denen sınıftaydı.Neler yaşamıştı neler. Her yılından binler kitap çıkacak kadar çok şeyler. Ve ne çok limana uğrayıp ayrılmıştı. Erguvanların acıp, bahara göz kırptığı, insanları dışarıya davet ettiği bu günlerde bir davet daha vardı şehirde. Her yerde afişler asiliydi. Gazetelerde ilanlar..Evet nisan ayinin son haftası Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanıyordu; bir hafta yetmiyordu.İnsanlar neredeyse ayin tamamını Kutlu Doğum Ay'ı olarak kutluyorlardı. Her yerde programlar yapılıyor, Peygambere (s.a.v.) dair çok şeyler konuşuluyor, insanlar coşuyor, ağlıyor, hatırlıyordu o Kutlu Misafiri (s.a.v.) Bütün bunlar hayatimizin bir rengi gibiydi.Renkten öte geçiyormuydu? "Bilmiyorum" dedi Nilüfer. Hayatta bir şeyi değiştirmek zordu. Değiştirmek için çok ihtiyaç hissetmek ve ceht göstermek gerekiyordu. Bütün bu programlarla insanlar hatırlıyorlardı yapmaları gerekeni. Ama ne hazindir; dünyanın çağrısı daha kuvvetli ve cazipti. Bir ayda hatırlanan, hemen o cazibenin arkasında kayboluyordu. Hatırlamak önemliydi; hem hayatımıza yon verenleri, hem de yaşadıklarımızı.Kendimize çeki düzen vermemize katkısı vardı. Nilüfer vapur limandan uzaklaştıkça, kendi çocukluk yıllarına yakınlaştı, hatıralarında. Yıllar önceydi. Herhalde orta okula gittiği yıllardı. Evinden uzaklarda, yatılı okuyordu.Kalabalık içinde nasıl yalnız kalınır, yalnızlık nasıl insanı boğar, öğrendiği ilk yıllardı.Bir rüya görmüştü.Rüyada; okuduğu okulun kantininde bir masa vardı. Masanın üzerinde belli ki çok garip şeyler yapılmıştı. Masa, kandan ve kesik izlerinden çürümeye yüz tutmuştu. Orada birisi Nilüfer'e "Burada Peygamberi(s.a.v.) katlettiler, bizi de katlederler mi acaba?" deyince Nilüfer, sapsarı kesilmişti. Korkudan kaçmaya başlamıştı. Kaçarken bir kuyuya düşmüştü. Dehşet içindeyken birden dehşeti, ünsiyete dönüşmüştü. Kuyunun içi aydınlıktı. Bir gol gibiydi. öyle bir gol ki etrafında kırmızı, pembe, mor cam güzelleri vardı. Salkım söğütler gölde kendilerini seyredercesine eğilmişlerdi gole. Nilüfer şaşırdı şaşırmasına ama çokta sevindi. Yüzüyor ve kendini çok emin hissediyordu. Uyandığında; rüyaya bir anlam veremedi. Kimseye de söyleyemedi, lakin unutmadı da. "Ne garip, rüyayı hayatim tabir etti" diye düşündü.O yıllarda Rasulullah (s.a.v.) kim, bilmiyordu tam olarak. Sadece annesinin bir şeye başlarken "Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali" deyisinden dolayı biliyordu Muhammed ismini. Peygamber olduğunu ama sadece bu kadar. O'nun (s.a.v.) alemlere rahmet olduğunu, o rahmetin kendine de değeceğinden, yağdığından haberdar değildi henüz. Evet, orada, o masada katledilen Rasullullah değildi elbette ama O'nun (s.a.v.) sünneti, bize yol göstericiliğiydi. Hayatımızdan sinsice çıkarılışı bizim hayatlarımızın hayatinin kesilmesiydi.Öyle bir katl ki; insanin yüreğine korku yürüyor, görünce ümitsizlik kanatlarını kırıyordu. Kuyu ise zahirde kuyu ya da hapis zannedilen dinin emrine girmesine işaret etmişti kendince.Zahiren anne ve babasından uzaklaşmanın, toplumda ayıplanmanın, garip görülmenin, ikinci sınıf vatandaş bile sayılmamanın karanlık kuyusuna dalmış gibiydi ama öyle bir nur bulmuştu ki; bütün karanlıklarına, galip gelmişti, dünyası nurlanmıştı.Rasullullah'ı (s.a.v.),sünnetini buldu, getirdiği Kuran'a yol bulup oradan Rabbine ulaştı, Rabbini tanıdı. Bütün bunlar ne acibti, acib olduğu kadar güzeldide. Alemlere Rahmet olan O (s.a.v.) Nilüfer'i kanatlarının altına almış gibiydi.Ellerinden tutup, sonsuzluğa açılan bir yolda Rabbinin huzuruna taşımıştı. O'nun (s.a.v.) Rahmet olusunun esintisiyle dünyası değişmiş; Rauf ve Rahim olusu Nilüfer'e bir tüy hafifliğinde dokunup onu ötelere taşımıştı. Evet, Rasullullah (s.a.v.) hem alemlere Rahmetti, hem de Rauf ve Rahim'di.Onu (s.a.v.) gönderen Onu (s.a.v.) öyle tarif ediyordu.Nilüfer'in gözleri doldu, ağlıyordu hem de Rasullullah'a sesleniyordu içinden: "Ya Rasullullah, simdi bunun için şükürlerdeyim.Seni bana tanıtan, Seni Alemlere Rahmet olarak yağdıran, o rahmet bana da ulaştıran Rabbime şükrediyorum.Senin getirdiğin ahkamlarla yasamaya gayret ediyorum. Ne yaman çelişki ki; Senin sünnetinle yasamaya çalışanlar garip bu dünyada. Senin de söylediğin gibi "Bu din garip geldi, garip devam edecek ve garip olarak gidecek" Sana uyduklarını söyleyenlerin yanında bile garip kaldık biz. Dünya çok kirlendi. Senin nuruna muhtaç. Yol göstericiliğine, müjdene muhtaç. Ya Rasullullah (s.a.v.) öyle muhtacız ki Sana. Senin Rauf ve Rahim olusuna. Ümmetin paramparça, Senin birleştiriciliğine muhtacız. Senin getirdiğin ve söylediğin "Müminler ancak kardeştirler" ayetinin hükmüne muhtacız.Birbirimizi kardeş görmekten öyle uzaklaştık ve uzaklaştırıldık ki....Bir seslensen yetecek sanki...:"Ey Müminler toparlanın, toparlanın ki; çiğnetmeyin sünnetimi, getirdiğim hükümleri, hakikatleri" desen...Diyorsun aslında;Kuran elimizde.Sünnetlerini yarım yamalak da olsa biliyoruz. Bilmek...Bilmek yetmiyor; yasamak, bildiğimizle hallenmek, halimizi ihlasla devam ettirmek gerekiyor. Bunun için bizim bir modele ihtiyacımız var. Modellerden yoksunuz Ya Rasullullah.Himmetini isteriz. Duanı isteriz. Ta ki paramparça olmuş dünyamız bir düzen bulsun, ruhumuza sekine insin. Senin sünnetini yasayalım. Seninle yasayalım. Ta ki Sana benzeyelim ve felah bulalım. Her muhtaç gibi bende sesleniyorum Sana: "Yetiş Ya Rasullullah!" "Himmet et Ya Habiballah!" "Sözümüzü, özümüzü hakka eriştirelim Seninle Ya Eminevahyillah" Vapur limana ulaşmıştı.Nilüfer sessiz dualarına "Amin" deyip, gözlerini sildi. Vapurdan indi. Sekine inen ruhuyla birlikte, evinin yolunu tuttu. Dualar O'na doğruydu, yollar O'na akıyordu. Binler salat, binler selam O'naydı. Duaları, sözleri O'nunla anlam buluyor, güzelleşiyordu. Bu hayatta daha ne istenebilirdi. "Elhamdulillah....binlerce,milyonlarca......" diyerek adımladı yolları...............Eve varmıştı.
| Daha

Bu yazı 2328 defa görüntülenmiştir.
Yorumlar ( 0 )
Anasayfa | Biyografi | Yazılarım | Kitaplarım | İletişim
Her hakkı mahfuzdur. www.senaidemirci.net
web tasarımı deSen